Hoşgeldiniz! Kontrol panelinize erişmek için;
Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Bugün;
16.12.2018 18:32:44

Yazılar Arşivinde Arayın:

Forex Danışmanlık Hizmeti / 5.3.2016 15:24:11 / Forex Teknik Danışmanlık Hizmeti www.gurkanfx.com sitesinde faaliyete geçmiştir. | Bilgi Paylaşım Platformu / 31.1.2013 17:23:53 / Üye olarak düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz. |

Özgür KARAKAYA Adlı Yazarın Sayfası | Kullanıcı Adı: Özgür KARAKAYA

Kraliçe'nin Ardından

Metalar dünyası büyüdükçe insanlar dünyası küçülür
K. MARX
Kartel medya başta olmak üzere bütün AB ve ABD’ciler oturup ağlayacaktı. Nedense Türkiye’de hiçbir demokratik açılıma destek vermeyen AB ve diğer emperyalist güçler AKP’nin kapatma kararı üzerine uyarı üstüne uyarı yaparken işbirlikçileriyle birlikte sanki yas tutuyordu. Bu aşamada kraliçenin onca ülke varken kalkıp Türkiye’ye gelmesi şaşırtıcı olmadı. 17 Mayıs’taki (2008) gazetesindeki köşesinde İlker Sarıer’in tespitleri oldukça güzeldi. Sarıer medyayı lafı dolandırmak ve kraliçenin TC ziyaretinin altındaki gerçek nedenler konusunda aydınlatıcı olmamaktan sorumlu tutuyordu…
Menderes′le başlayan, Demirel′le süren, Özal′la aşama kaydeden ABD güdümlü siyaset Tayyip Erdoğan′la en pervasız düzeyine ulaşmıştı. Yazara göre Türkiye’ye gelişin sebeplerinden birisi taktik nedenle; BOP çerçevesinde Türkiye’nin AKP tarafından iyice ABD çıkarlarına hizmete sokulur hale gelmesi idi. İngiltere bölgedeki enerji kaynaklarına ilişkin pastadan pay almak, pastayı sadece ABD’ye bırakmak istemiyor. Başbakan "Ben ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim" diyordu. Türkiye’nin büyük ölçekli TÜPRAŞ, Erdemir, PETKİM, Seydişehir Alüminyum, TELEKOM gibi en önemli varlıkları elden çıktı, sözde Avrupa Birliğine uyum gerekçesiyle toprak satışları serbest bırakılmıştı. Bölgede varlık elde eden egemen olan güç enerji kaynaklarına da hakim olacaktır.
Türkiye demokrasisi cemaatlerin, mafyanın ve bezirgânların ellerine teslim edilmiştir.
Sonuna kadar gidebilecek ABD’nin güdümündeki güçlü bir sağ parti her zaman sözde demokrasi nutuklarına rağmen ABD’nin işine gelmektedir. 1 Mart 2003’te meclisten geçmeyen tezkere bunun kanıtıdır. AKP daha sonraki kararının ertesinde genel seçimi büyük bir farkla kazandı. 2007 seçimlerinde yüzde 47’lik oy oranıyla ABD güdümünde yeniden iktidara geldi. Adı başından bu yana AKP’yle anılan tarikat lideri ise ABD′de emrine amade kılınan çiftlikte ve özel devlet koruması altında yaşıyordu.
ABD imparatorluğu gölgesinde ′imparatorluk′ düşleri adım adım devreye sokulmaya çalışılmakta. Hatırlarsanız buna benzer taktiklerden biri İngilizlerin 1850’lerde Osmanlı toprakları üzerinde başına güdümündeki sözde bir halifeyi getirecekleri “Yakın Doğu Konfederasyonu” projesiydi. Ayrıca küçük devletlere bölünmek anlamına gelen “Balkanizasyon” politikası da akla geliyor. İngiltere bölgede yeniden egemen güçlerden biri olma peşinde, gezinin stratejik yani ikinci nedeni budur demeye getiriyor aşağı yukarı bana göre Sarıer,: “Kraliçenin adamları, AKP iktidarından bölgeye ilişkin bir takım isteklerde bulunmak için gelmiş olmalılardır”…
Emperyalizmin tüm dünyada ve ülkemizde, temelinde özelleştirmenin olduğu yürürlüğe sokulan bu saldırı, aslında bir işgal harekâtından farksızdır. Öte yandan işbirlikçileri din, İman diyerek halkı uyuturken hızla kendi burjuvasini oluşturmaya çalışıyor. Bunun tipik örneği bizzat ekonomiden sorumlu bir AKP bakanı. Bilindiği gibi Unakıtan, oğlunun gümrük vergileri artırılmadan hemen önce 4 bin ton çerezlik mısır ithal etmesini “Oğlumun tavukları var, yem onlar!” diye açıklamıştı. Aynı şahsiyetin mensubu bulunduğu partiyle kentsel dönüşüm yapacağız deyip yoksulların gecekonduları başlarına yıkılırken tapusu olmayan araziye kaçak villalar yaptırmıştır…
Kraliçenin ziyaretinden önce yayınlanan “İngilizler 150 Bin Konut Alacak” başlıklı haber (Cumhuriyet, 05 Kasım 2007) dikkat çekiyor. Ege ve Akdeniz kıyılarındaki araziler İngilizlerin ilgisini çekiyor. Türkiye’nin enerji gibi toplu konut politikası da tamamen dışa bağımlı hale gelmiştir. Türkiye’de faaliyet gösteren şirketin pazarlama müdürünün açıklamasında da İngilizlerin dünyada en çok gayrimenkul alan milletlerin başında geldiği belirtiliyordu.
Türkiye giderek hem İran’laştırılıyor, hem de başında emirlerin, şeyh’lerin bulunduğu bir Arap ülkesine benzetilmeye başlıyor.
Türkiye gezisinde Kraliçenin first leydilerle çekilen fotoğraflarıyla birlikte birkaç ay önce önce Bush’un Ortadoğu gezisinde Laura Bush’un Birleşik Arap Emirlikleri’nde objektiflere yansıyan (baştan aşağı çarşaflara bürünmüş kadınlarla çekilen) resimlerdeki gibi görüntüler süsleyecekti dünya medyasını ya, Sarıer aynı yazısında büyük medyanın ikinci cumhuriyetçi yazar çizer takımını olayı sadece bu yönüyle değerlendirmekle yetinme yanlışlığına düştüğü için eleştirmişti.
Özelleştirme, istihdam ve tarım politikalarıyla ülkemiz giderek daha bağımlı hale getirilmiştir. AKP hükümet olur olmaz tıpkı Menderes, Demirel, Özal’ın iş bitiricilik geleneğine uyarak inşaat sektörüne el attı. Duble yollarla, tünellerle, alt geçitlerle vs. palyatif çözümler aradı. Ancak halkın temel sorunlarına hiçbir sonuç getirmeyen bu kısa vadeli yatırımlar tüketimi ve dışa bağımlılığı arttırıp enflasyonu körükleyen harcamalardı. İşsizlik ve yoksulluk çığ gibi büyümüştür. Bir yandan kentsel dönüşüm ve toplu konutçuluk adı altında istimlak edilen yoksul mahallelerde ve kentlerin önemli mevkilerinde dubleks, tripleks daireler, lüküs villalar vs. inşa edilirken öte yanda sosyal devletin asıl işlev kazandırılması gereken devlet demir yollarında, tersanelerinde bakımsızlıktan ilgisizlikten iş kazaları ve kayıplar artmaya başlamıştır. Devlet TOKİ eliyle emlak pazarlamasıyla uğraşırken tamamlanmayan sosyal tesisler çürümeye terk edilip, eğitimde nitelik ve yaygınlık yerini türban tartışmaları almıştı.
Memleketin altı üstü talan edilmektedir.
Demokrasiyi yurtdışında “demokrasiden nasibini almamış ülke” olarak niteleyerek türban konusuna indirgeyen Başbakan, Denizli’de olduğu gibi yandaşlarınca koşulsuz desteklenmesi gereken bir lider haline sokulup adeta putlaştırılmıştır. Zamanında Amerikancı DP nasıl el öperek el üstünde tutulmuşsa aslında ABD’nin parlattığı yeni bir yıldızı olarak AKP’de cemaatlerle birlikte el üstünde tutulmaktadır. 1990’ların başından bu yana Yargıtay’ın da suç kabul ettiği hükmün işlevini yitirmesiyle birlikte nasılsa Sovyetlerin dağılmasını müteakip bir tarikat devreye sokuluvermiştir. Bu tarikatın kökenlerine temel aldığı kaynaklardaki söylemlere dikkat edildiğinde ideolojik yan ön plana çıkarılmaktadır. BOP esbaşkanı sayılan AKP lideriyle birlikte cemaat liderinin de projeyi tamamlayan unsur haline geldiği apaçıktır. 12 Eylül darbesiyle tamamen dibi kazınan ulus devletin kazanımları yok edildikten sonra din yoluyla siyaset yapan bezirgânların önü açılmaya başlanmıştır.
Bursa gerçeği…
Bursa, Kraliçenin ziyaretinde Başkentten sonra ikinci duraktı. Bursa gezisi üzerine çeşitli faraziyeler ileri sürüldü. Kimi Cumhurbaşkanının memleketine torpil saymasınlar diye Kayseri’nin yerine Bursa’nın seçildiğini, kimiyse şu aralar okuduğu kitapla Osmanlı tarihine merak saran Kraliçenin isteği doğrultusunda Bursa’nın tercih edildiğini belirtmişti. Yine en anlamlı ve mantıklı yorumu Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde Oktay Ekinci’nin yaptığını düşünüyorum. Ekinci’ye göre (muhafazakârlığıyla ünlü şu ara AKP’nin kalesi konumundaki bir kenti) tercih edişle “adeta 1920’lere inat gösteriler şeklinde…” yasal monarşiyle yönetilen bir ülkeden AKP’ye koşulsuz bir destek ve kim ne derse desin üstelik İzmir dururken laikçilerle bir hesaplaşma var gibi gözükmektedir.
Bursa bu ara kapitalizmin peşkeş uygulamalarına verdiği adlardan biri olan “Yap-İşlet” modelinin en sık uygulandığı illerden biri. Bursagaz, 2004′te özelleştirilen ilk şehiriçi doğalgaz işletmesi. Başbakanın damadının yöneticiliğini yaptığı holdinge bağlı enerji şirketine devredilen kuruluş bir süre önce zam talebiyle ve yabancılara aktarılan hisselerle gündeme gelmişti. Bu tür işletmeler ürettiğinin fazlasını devlete geri satmaktadırlar.
Bursa’nın içme suyunu sağlayan belediye kuruluşunun tamamen özelleştirilmesi ise bir süre önce gündeme gelmiş bu konu uzun süre tartışılmıştı. Bugün Türkiye’nin en pahalı suyunu kullanan ulaşımın en pahalı olduğu illerden birisidir Bursa. Bursa Büyükşehir Belediyesinin icraatlarından birini duyuran bir haber geçenlerde dikkatimi çekti. Haberde “Büyükşehir Belediyesi Terminal bitişiğindeki 94 bin metrekarelik arsasını uluslararası bir market zincirine sattı” deniyordu. Kısa bir süre önce yine kent merkezi olarak ayrılan önemli bölgede açılan alışveriş merkezinin 30 yıllığına cüzi fiyatla yap-işlet-modeli yoluyla işletme hakkının bir tanesi yerel medya patronu olan 2 holdinge verilmesi de Oktay Ekinci’nin vurguladığı bir gerçeği ortaya seriyor, Ekinci “Bursa’ya TMMOB reçetesi” başlıklı 25 Ekim 2007 günlü yazısında sempozyumun bildirgesinden bir alıntıyı aktarıyordu: “Kentsel rantın paylaşılmasında medya kullanılmakta, bağımsız gazetecilik gün geçtikçe zorlaşmaktadır”. Sadece Bursa’nın değil bu Türkiye’nin de bir gerçeğidir…
Bursalılar toplu konutçuluk adı altında da ilginç uygulamalara tanık oldular.
Milyonlarca metrekarelik arazinin yabancılara satıldığı dönemde AKP’li Bursa belediyeleri de sosyal devlet ve belediyecilik anlayışıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan projelere girişti. Sanırım bunlardan en ilginci de Hikmet Şahin’in yönetiminde Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin uygulamasıyla gerçekleşti. Hamitler adlı toplu konut alanındaki konutların konumuna göre hak sahiplerine dağılımını gösteren planın kura çekiminin ardından değiştirildiği ortaya çıktı. Isıtma ve elektrik donanımı tamamlanmadan hak sahiplerine teslim edilen kent merkezine oldukça uzak Hasanağa bölgesindeki toplu konutlar Bursa dışındaki kişilere bile pazarlandığı halde beklenen ilgiyi görmedi. Yıldırım’da kestane ağaçlarının bulunduğu 3.derecede doğal sit alanı olan bölgede imar planı değiştirilerek yapılan villa tipi lüküs konutlar ise dar gelirlilerin ihtiyaçlarına dönük olmaktan uzaktı.
Velhasıl toplu konut ve kent meydanı fiyaskosunun ardından başka bir tanesi de bir süredir yapımı süren ve açılmasında pürüzler ortaya çıkan yeni Yaş Sebze ve Meyve Hali. Kent içinde kaldığı yoğun trafik ve çevre kirliliği yarattığı için çalışanlara ve çevredekilere kabir azabı yaşatan eski halin yerine geçecek Görükle beldesi civarındaki yeni halin Bursa’nın Gürsu ilçesinde kısa süre önce Ticaret ve Sanayi Bakanlığı’ndan aldığı ruhsatla faaliyete giren hal nedeniyle ilgiyi yeterince görmeyeceği de söyleniyor.
AKP ve Bursa’daki kıyım politikası…
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin personel politikasının ise AKP politikalarından farkı yok. AKP’nin seçimlerde belediye başkanlıkları için aradığı yüksek okul mezunu olmak, dürüstlük, liyakat gibi kriterleri nedense daha sonra bizzat belediye başkanları tarafından Başbakan’ın “kendi kadromu bal gibi atarım” sözleri doğrultusunda değişti. Sağlık ve eğitim alanında binlerce atama yapıldı. Samsun’da ve en son Eskişehir’de gençlik ve spor müdürlüğü ile sağlık müdürlüğü il personel müdürlüğüne imamlar getirilmişti. Bursa basınında pek yankı bulmamasına rağmen Tüm-Bel-Sen Bursa Şubesi’nin açıklamasıyla Bursa Büyükşehir Belediyesinin garip uygulamaları da kamuoyuna yansıdı. Bir haberde Hikmet Şahin yönetimindeki belediye aleyhine belediye çalışanları tarafından atamalar ve görev yeri değişiklikleri nedeniyle 200’ü aşkın dava açıldığı belirtiliyordu (Kent gazetesi 2 Ağustos 2007). Örneğin iletişim fakültesi mezunu Tamer Uysal, Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nde görevliyken Hal Müdürlüğü binasına yollanmıştı. Uysal’a ise burada makbuz kestirildiğine işaret ediliyordu…
Türkiye’nin başta eğitim, sağlık gibi onca sorunu varken AKP’nin uyguladığı ekonomi politikasıyla iç ve dış siyaset anlayışının ne kadar yanlış ve halkın yararına olmadığı açıktır. Siyasal ve sosyal rant üzerine kurulu popülist, Cüneyt Zapsular, Unakıtanlar, Offer’lar, Alidibolar ve benzeri isimler üzerine kurulu politikaların geleceğe ilişkin hiçbir umut verici yanı bulunmamaktadır. AKP sadece muhafazakârlığı ve tüccarlığı ile övünmektedir. Türkiye’de sıranın otoyollar, köprüler, barajlar, şeker fabrikalarına geldiği görülmektedir. Halkın sosyal güvenliğinden sonra onların toplumsal yaşam alanlarını kısıtlamak fütursuzluğun dik alası olacaktır.
Osmanlıya başkentlik yapan ve sahip olduğu anıtsal eserlerle “Osmanlı tarihinin dibacesi” addedilen Bursa’da, M.Kemal, 5 Şubat 1933’te ünlü “Bursa Nutku”nu dile getirmiştir. M.Kemal’in şu sözleri ise akıldan çıkarılmayacak anlamla doludur:
“Bu ülke batının emperyalizminden doğunun da vicdan sömürüsünden kurtulursa ancak o zaman aydınlık günlere kavuşur”.

Özgür Karakaya


Etiketler: Kraliçe'nin Ardından,

  Kategori: Makaleler

  Tarih: 14.7.2015 19:59:51

  Hit: 338

  Yorum: 0


Bu Yazıya Ait Yorumlar:

     Bu Yazıya Ait Yorum Bulunamadı!

Yorum Ekleme Formu:

 * Adınız Soyadınız : 

 * E-Mail Adresiniz : 

 * Yazıyla İlgili Yorumunuz : 

 * Güvenlik Kodu : 

Özgür KARAKAYA Hakkında

Özgür KARAKAYA Hakkında: Farklı konular da bilgi paylaşımı

Yazarın Sayfası İçin Tıklayın - Özel Mesaj Gönder

  Diğer Bilgiler

İsim: Özgür KARAKAYA
Yer: Türkiye/Bursa
E-Mail: ozgur694@hotmail.com
Cinsiyet: Bay
Medeni Hal: Bekar
Meslek: Yazar
İnternet: www.akiltiryakisi.com
Yazdığı Yazı Sayısı: 249
Yapılan Yorum Sayısı: 1

Yazarın Son Yazdığı Yazılar

» Metafizik
Metafizik
Kategori: Makaleler

Bu Yazıyı Okuyun

» Evet
Evet
Kategori: Makaleler

Bu Yazıyı Okuyun

» Best-seller
Best-seller
Kategori: Makaleler

Bu Yazıyı Okuyun